Köylünün sütü suçlu mu?

Gıda endüstrisi uzun yıllardır tüketicinin bakışını tek tipleştirmek, yerel üretimi baltalamak adına büyük bir algı çalışması yürütüyor. Market raflarını dolduran GDO’lu şekerlemeler, renkli cipsler, koruyucu maddelerle doldurulmuş dondurulmuş yiyecekler yasal izinlerle önümüze sürülüyor. Bu sinsi kimyasallar toplumu uzun süreçte kanserle, obeziteyle yüz yüze bırakırken ses çıkarmayan sistem; iş köylünün, üreticinin saf sütüne geldiğinde birdenbire "sağlık bekçisi" kesiliyor. Anadolu insanının yüzyıllardır kaynatıp mayaladığı, bağışıklığını diri tuttuğu geleneksel sütün "tehlikeli" sayılması, kapitalizmin kendi pazarını koruma çabasından başka bir şey değildir. "Sen bilmezsin, dev şirketler bilir" üstenci aklıyla köylü sistemin dışına itilmektedir. Buradaki asıl oyun, tarımsal üretimi, hayvancılığı holdinglerin tekeline bırakarak kalıcı bir sömürü düzeni oluşturmaktır. Çiftçiden yok pahasına alınan sütü fabrikalarda işlemden geçirip, tüm tadını, doğallığını öldürerek marketlerde fahiş fiyatlara satanlar kendi tekelini kutsuyor. Elbette günümüz koşullarında çiğ sütün taşıdığı canlı zararlılara, mikrobiyal risklere karşı uyanık olmak, temiz kaynaklardan beslenmek önemlidir. Ancak her köşe başından tarım ilacı, hormon fışkıran bu çağda, endüstriyel zehirleri ambalaj arkasına gizleyenlerin yerel üreticiyi hedef tahtasına koyması büyük bir ikiyüzlülüktür. Çözüm, toprağına, üreticisine yabancılaşmış bu dayatmacı sistemi sorgulamaktan; Anadolu’nun temiz, güvenilir, bağımsız gıda varlığına sahip çıkmaktan geçmektedir.  
Benzer Videolar