Adana’da “İklim Krizi, Sağlık, COP31 ile HİZ” paneli…

Adana Tabip Odası ile Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi’nin ortaklaşa düzenlediği “İklim Krizi, Sağlık, COP31 ile HİZ” başlıklı panel yoğun katılımla gerçekleştirildi.

Adana Tabip Odası ile Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi’nin ortaklaşa düzenlediği “İklim Krizi, Sağlık, COP31 ile HİZ” başlıklı panel yoğun katılımla gerçekleştirildi. Etkinlikte iklim krizinin çevresel boyutunun ötesinde doğrudan bir halk sağlığı krizi olduğu vurgulandı. Moderatörlüğünü Dr. Oya Baydar ile Dr. Kıvılcım Eren Ateş’in üstlendiği panelde alanında uzman isimler sunum yaptı. Programda Prof. Dr. Ali Kocabaş “İklim Krizi Nedir”, Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer “İklim Krizinin Sağlık Üzerine Etkileri”, Uzm. Dr. Adem Yılmaz ise “İklim Krizinde Hekimlerin Sorumlulukları” başlıklarında konuşmalarını gerçekleştirdi.
Uzm. Dr. Adem Yılmaz: “Küresel ısınma insan sağlığı için büyüyen bir tehdittir” Adana Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal, Türk Toraks Derneği Çukurova Şubesi Başkanı Doç. Dr. Sedat Kuleci, hekimler ile çevre gönüllülerinin izleyici olarak katıldığı toplantıda Uzm. Dr. Adem Yılmaz çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Küresel ısınmanın artık sadece çevresel bir sorun olmadığını belirten Yılmaz, şu tespitleri paylaştı: “Küresel ısınma artık çevresel bir sorun olmanın ötesinde halk sağlığı ile hekimlik pratiği açısından doğrudan acil bir halk sağlığı sorunudur. İklim krizi adaletsizdir; bu krize en az sebep olanlar en büyük bedeli ödemektedir. Yaşlılar, küçük çocuklar, kronik hastalar, hamileler, düşük gelirli topluluklar, göçmenler ile açık alanda çalışanlar en yüksek risk altındadır. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan bölgelerde hastalıklardan ölümler daha sık görülmektedir.” "Hekimlerin sorumluluğu hastayı tedavi etmekle sınırlı olamaz" İklim krizi sürecinde hekimlerin rolüne dikkat çeken Uzm. Dr. Yılmaz, hekimlerin yalnızca hastayı tedavi eden konumda kalamayacağını belirtti. Yılmaz, "Hastalığı oluşturan çevresel riskleri tanımak, toplumu korumak ile daha sürdürülebilir bir sağlık sistemi kurmak zorundayız" diyerek en etkili koruyucu önlemin fosil yakıt kullanımını azaltmak ile güneş, rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapmak olduğunu sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, “Açık havada çalışanlar yüksek risk altında” Türkiye’de 2024 yılında kişi başına ortalama 33,6 sıcak hava dalgası gününe maruz kalındığı, bu sürenin yaklaşık yüzde 81’inin modellemelere göre insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Yasemin Saygıdeğer, şu sözlere yer verdi: “Aşırı sıcaklar; sıvı kaybı, kalp ve böbrekler üzerindeki yükün artması, uyku ve gece toparlanmasının bozulması gibi yollarla sağlığı etkiler. Astım, KOAH ve kalp hastalığı bulunanlar, yaşlılar, çocuklar ve açık havada çalışanlar daha yüksek risk altındadır. Sıcaklığın etkileri hava kirliliği, yangın dumanı, uzayan veya zamanı değişen polen mevsimleri, su ve gıda güvenliği sorunlarıyla birleşerek sağlık yükünü daha da artırabilir. Ancak iklim krizi herkesi aynı ölçüde etkilemez. Yoksullar; güvenli ve serin bir konuta, klimaya, yeterli enerjiye, temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişimleri daha sınırlı olduğu için daha fazla etkilenmektedir. Gün boyu sıcakta çalışan, gölgede mola veremeyen ve gece de serinleyemeyen bir kişinin riski, aynı sıcaklıkta korunma olanaklarına sahip bir kişiden çok daha yüksektir. Bu nedenle iklim kriziyle mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir.” 
Prof. Dr. Ali Kocabaş, “Ekolojik yıkım kendini iklim krizi olarak gösteriyor” İklim Değişikliğinin dünyada yeryüzü sıcaklıklarının ve hava koşullarının uzun dönemli değişikliklerin genel adı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kocabaş, konuşmasında şunları söyledi: “Sıcaklık artışı, sıcak hava dalgaları, buzulların erimesi, Arktik deniz buzulunun azalması, deniz seviyesinin yükselmesi, okyonusların ısınması, yağış düzeninin değişmesi ve ekosistemlerin değişmesi ile karekterizedir.  18. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan sanayi devriminin yaygınlaşmasıyla kömür kullanımının giderek artması, 19. Yüzyılın sonlarında kömürün yaygın kullanılmasıyla artan karbondioksit (CO2) emisyonlarının dünya sıcaklığını yükseltebileceğinin anlaşılması, 20. Yüzyılın başında petrolün yaygınlaşması ve 1950’lerdeki büyük hızlanmada nüfus artışı, küresel ticaret ve enerji talebinin artışı ve endüstriyel tarımın başlaması, CO2 emisyonlarının artışını ivmelendirdi. Fosil yakıtların (kömür, petrol doğal gaz) daha sonraki dönemde enerji üretimi, sanayi ve tarımda yaygın kullanılmasıyla gerçekleşen ekolojik yıkım, günümüzde kendini iklim krizi şeklinde göstermektedir.”
Benzer Videolar