COP31 zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye, günlük yaşamın elektrikli hale getirilmesini küresel iklim gündeminin merkezine taşıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 2035 yılına kadar elektrik enerjisinin küresel enerji talebindeki payını yüzde 35’e çıkarmayı hedefleyen “35×35” ilkesini zirvenin öncelikli konuları arasında sıraladı. Ulaşımdan binalara, sanayiden teknoloji sektörüne kadar geniş bir alanda elektrik kullanımının yaygınlaştırılması hedeflenirken, uzmanlar bu sürecin fosil yakıtlara bağımlılığı tamamen bitirmeyebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Elektriğin hangi kaynaktan üretildiği belirleyici etken
Sivil toplum kuruluşları ile iklim uzmanları, elektrifikasyon hedefinin tek başına son bir çözüm olmadığını dile getiriyor. Euronews’in haberine göre, Elektrik şebekesinin kömür ile doğal gaz gibi fosil kaynaklardan beslenmesi durumunda, elektrikli sistemlere geçişin iklim krizine çare olamayacağı vurgulanıyor. “Beyond Fossil Fuels” gibi koalisyon temsilcileri, temiz enerjiyle desteklenmeyen bir elektrifikasyonun, yeni fosil yakıt tüketimini gizlemek için kullanılan bir araç haline dönüşebileceği uyarısını yapıyor. Yapay zeka ile veri merkezlerinin artan elektrik gereksiniminin de fosil gaz kullanımını tetikleyebileceği öngörülüyor.
Türkiye’nin enerji üretim tablosu ile kömür bağımlılığı
Enerji düşünce kuruluşlarının verilerine göre, Türkiye’nin elektrik üretiminde kömür yüzde 34,3 ile en büyük paya sahip olmayı sürdürüyor. Üretimdeki kömürün üçte ikisinin dış alıma dayanması, doğal gazın ise yüzde 22,1’lik bir paya sahip olması enerji güvenliği risklerini beraberinde getiriyor. Her ne kadar hidroelektrik (yüzde 16), rüzgar (yüzde 11,1) ile güneş (yüzde 10,5) gibi temiz kaynakların payı artış gösterse de, kömür ile gaz bağımlılığı varlığını koruyor.
YAZARLAR
23 Eylül 2026YAZARLAR
23 Eylül 2026YAZARLAR
23 Eylül 2026ETKİNLİK
23 Eylül 2026GÜNDEM
23 Eylül 2026GÜNDEM
23 Eylül 2026GÜNDEM
23 Eylül 2026